Genel Bakış
Titanic, Hindistan Donanması’na katılmak gibi büyük hayalleri olan bir Punjabi gencinin, ailesinin zor ekonomik koşulları nedeniyle autorikşa ( motorlu taksi ) şoförlüğüne başlamasını ve bu yeni hayatın içinde kendi “denizaltısını” bulmasını anlatan bir aile filmi. Şehir sokaklarını kendi okyanusuna çeviren genç, hayal ile gerçek arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışırken, film izleyiciye şu soruyu sorduruyor: Bazen Titanic’e binemiyorsak, kendi küçük gemimizin kaptanı olmayı öğrenmek kötü bir son mudur, yoksa bambaşka bir başlangıç mı? Çocukluğundan beri gözü denizde olan, Hindistan Donanması’na katılıp üniformayla gemilere komuta etmeyi hayal eden genç, evdeki ağır ekonomik şartlar yüzünden daha baştan rotasını değiştirmek zorunda kalır. Askeri okullara, sınavlara, büyük limanlara değil; şehrin dar sokaklarına, düşük ücretli ama yorucu bir autorikşa (tuk-tuk) şoförlüğüne adım atar. Gün boyu yolcu, trafik, borç ve aile sorumluluklarıyla boğuşurken, bir yandan da içindeki “denizci”yi tamamen kaybetmemeye çalışır; yavaş yavaş, küçücük rikşasını kendi gözünde bir denizaltıya, şehrin yollarını da kendi okyanusuna dönüştürür. Peki, hayal dediğimiz şey gerçekten ulaştığımız yer midir, yoksa ona doğru giderken öğrendiklerimiz mi? Ve bir genç, büyük rüyasını gerçekleştiremese bile, küçük dünyasında kaptan olmayı öğrenebilir mi?
Bu Film özeti
admin tarafından oluşturuldu.
Yorumlar (0)